Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Batılı güçler ve bölgesel unsurların stratejik hedeflerinin gölgesinde kalan halk ayaklanmaları motivasyon kaybına uğradı.
Mısır’daki seçimlerin Kasım ayına ertelenmesi, yönetimde bulunan Askeri Konsey’in; devrimin dokusuyla çelişen uygulamaları ve Müslüman Kardeşler Örgütü’nün ‘ ürkek-belirsiz-kararsız ‘ yaklaşımı, Mısır Devriminin şekillenmesine direkt etki edecek unsurlar olarak dikkat çekiyor.
Özellikle Başbakan Erdoğan’ın, ‘ seküler-laik anayasa ‘ önerisi karşısında şaşkınlık yaşayan Müslüman Kardeşler Örgütü’nün, devrim üzerinde yeterince inisiyatif kuramadığı anlaşılıyor.
Özgürlük, demokrasi ve İslam eksenli devrim, Hüsnü Mübarek’ten kurtuldu ama batılı güçler ve müttefiklerinin baskılarından kurtulamıyor.
Mısır Devriminin geleceği; halkın inisiyatifine dayanan iç istikrarla ve batı kaynaklı dayatmalara karşı göstereceği dirençle orantılı şekillenecek.
Gelinen nokta, Mısır Devriminin, amacına çok da kolay ulaşamayacağını gösteriyor. Zira Mısır yönetimi, İsrail elçilik binasının kuşatıldığı günlerde; ABD Başkanı Obama’dan gelen tehdide boyun eğen bir zaafiyet gösterdi. Halkın, başta Müslüman Kardeşler Örgütü olmak üzere; iç dinamikleri göz ardı ederek Başbakan Erdoğan’ın söylemlerine yoğunlaşması da hedefler konusunda yaşanan karasızlığı gösteriyor.
Keza Libya’da da durum farklı değil…
Masum sivillerin yaşamını kaybettiği NATO saldırıları ve çatışmalar, Ulusal Geçiş Konseyi’nin yaşanan süreçte, ABD ve NATO ülkelerine karşı gösterdiği zaafiyet ve teslimiyet, Libya Devriminin niteliklerini gösteren önemli işaretlerdi.
Başbakan Erdoğan’ın Mısır, Tunus ve Libya’yı kapsayan ziyareti, Arap ve batı medyasında geniş yer buldu. Hem Türkler, hem Araplar hem de batılılar benzer değerlendirmelerde bulundular.
Başbakan Erdoğan’ın İsrail’e karşı yürüttüğü baskı diplomasisi ve Filistin konusunda ortaya attığı düşünceler, değişmekte olan dengeler açısından ele alınmalıdır.
Başbakan Erdoğan’ın, İsrail’e karşı takındığı sert tavrının altında; gittikçe güçlenen Nükleer İran ve devrim sancılarını atlatmaya çalışan Mısır karşısında rekabet amacının yattığı söylenebilir. Erdoğan, bölgesel değişim içinde Türkiye’nin nüfuzunu güçlendirerek, Ortadoğu’da söz sahibi ülke konuma ulaştırma amacını taşıyor.
Şaşırtıcı olan ise Başbakan Erdoğan’ın göz ardı ettiği Ortadoğu gerçeğidir. ABD ile her alanda ortaklık vasfını taşıyan, NATO üyesi olan ve batılı ortaklarına karşı ciddi yükümlülükler taşıyan Türkiye’nin, Arap ve Müslüman halklar üzerinde nasıl bir nüfuz sağlayabileceği ciddi bir tartışma konusudur.
Suriye olaylarına yaklaşımıyla Hizbullah ve Hamas’ı şaşırtan, Türkiye’ye konuşlandırılan ABD-NATO Radar Üssü konusunda İran’ın tepkisini çeken, Yemen ve Bahreyn olaylarına karşı yeterince duyarlılık göstermeyen Türk Hükumetinin, İslami kaygılar taşıyan Arap ve Müslüman halklar üzerinde nüfuz sağlayabileceğine inanmak çok ciddi bir yanılgıdır.
Amerikan Başkanı Barack Obama, radar üslerinden alınacak verilerin tek merkezde toplanacağını ve müttefik ülkelerle paylaşılacağını açıkladı. Elde edilen verilerin İsrail’le paylaşılıp paylaşılmayacağı yönündeki bir soruyu da; ‘ Elbette paylaşılacaktır. Şartlar ne olursa olsun, hiçbir gerekçe altında İsrail’i savunmaktan geri durmayacağız ‘ şeklinde yanıtladı.
Türk Dışişleri Bakanlığı, Füze Savunma Kalkanı anlaşmasının NATO kapsamında imzalandığını, ne İran’ı ne de başka bir İslam ülkesini hedef almadığını ve NATO’ya üye ülkelerin güvenlik politikalarının sonucu olduğunu açıkladı.
Ancak Türk Dışişleri Bakanlığı ve ABD Başkanı Obama’nın açıklamaları karşılaştırıldığında; Türk Hükumetinin İsrail ve Ortadoğu politikasında yaşadığı ciddi yanılgılar açık bir şekilde görülüyor.
Türk ve dünya medyasının, Türkiye’nin diplomatik hamlelerini bölgesel dengeler açısından ‘ belirleyici ‘ nitelik taşıyacak yöntemler kullanarak servis etmesi ve ivme sağlayıcı rol üstlenmesi de ciddi kuşkular doğuruyor.
Türk Dış Politikasının görünen hamasi boyutundan çok, bölgesel ve uluslararası hukuk açısından kontrol mekanizması ve yaptırım etkisi yaratıp yaratmadığına bakılmalıdır.
Palmer Raporu İsrail’i haklı bulan bir kararla sonuçlandı. Obama, İsrail’in çıkarlarını ve güvenliğini koruma kararlılığı taşıyan açıklamalarına devam ediyor. ABD, sondaj çalışmaları konusunda Kıbrıs Rum Kesimine açık destek verdi. ABD, NATO kapsamında kurulduğu açıklanan hava savunma radarları kumanda yetkisini tek başına elinde bulunduruyor.
ABD, Filistin konusunda alenen İsrail yanlısı bir tutum sergiliyor. Avrupa Birliği ülkeleri, uluslararası yükümlülük içeren ortaklık sözleşmeleriyle Türkiye’nin dikkatini çekiyor.
Başta Suriye olmak üzere; İran, Mısır, Suudi Arabistan, Hamas ve Hizbullah, Türk Dış Politikasının Ortadoğu yaklaşımından ciddi kuşkular duyuyor ve bu yönde bir algının sonucu olan tepkiler gösteriyorlar.
Söz konusu şartlar altında izlenecek bir dış politikanın doğurabileceği sonuçları görmek çok da zor olmasa gerek…
Henüz hiçbir şey için geç sayılmaz !
Sedat AKMERCAN